AZERBAYCAN-KAZAK FOLKLÖR İLİŞKİLERİ

Şükürov Ağahüseyin Mamedhüseyin oğlu

Biliyoruz ki, bir halkın edebiyatından bahsederken öncelikle o halkın folklörüne özel önem verilmelidir. Dünyanın bütün halklarında olduğu gibi, Kazaklar`ın da sözel edebiyatları çok eskilere dayanıyor. VIII.-XI. yüzyıllara ait erken ve ortaçağ Türk yazı örnekleri ise aynı zamanda tüm Türkçe konuşan halkların, keza Kazaklar`ın da şiirsel yazı geleneklerinin tecessümüdür.

Halkın yaşamış olduğu tarihi olaylardan kaynaklanarak teşekkül bulan Kazak folklörü genellikle kahramanlıkla ilgili rivayetlerde, lirik-epik şiirlerde (destanlarda), efsanelerde yaşayarak bugünümüze gelmiştir. Kazak edebi örnekleri içerik ve temel olarak diğer Türk halklarının edebiyatında olduğu gibi, derin vatanseverlik duyguları arz edip şiirsel ruhludur ve beraberliğe, amaca ulaşmak adına kararlılığa çağrı motifleri ile zengindir. Abes değildir ki, akademisyen İsa Habibbeyli Türk halklarının edebiyatlarını «kan hafızasının ruhundan doğan doğal bir süreç» [1, Habibbeyli 2015: 7] olarak tanıtıyor. Askeri şecaatına göre farklı savaşçıların yigitliyi hakkında rivayetler, mahrumiyetlerle yüzleşmiş, zamanelerinin haksızlıklarını görmüş gençlerin trajik ve talihsiz kaderlerini yansıtan hikayeler, doğa güçleri ile mücadelede belirmiş, halkın tahayyülünden oluşmuş sağlam ruhlu şiirler Kazak edebiyatının ilk kaynağı sayılabilir. Bu örneklerde «halkın kaderi, onun bilgeliği çevre alemle teması şeffaflıkla yansımıştır» [2, Kaskabasov 1984].

yüzyılın 20. yıllarına kadar Kazak halkının sözlü edebiyatında masallar, atasözleri, deyimler, bilmecelerle bir sırada önemli yeri kahramanlık ve maişet destanları, şiirsel yarışmalar, ayrıca çeşitli tören türküleri tutmuştur.

Genel olarak, Kazak folklörünü tarz itibariyle kahramanlık destanları, tören türküleriyle birlikte lirik şiir, tarihi türküler, çoban söylemeleri, masallar, efsaneler, atasözleri ve deyimler, bilmeceler, hüzünlü türküler, çeşitli ayin türküleri, ağıtlar, ayrıca aytıslar (atışma) ve retorik (belagat) türler oluşturmaktadır.

40’dan fazla tür çeşitliliğine sahip olan Kazak folklöründe halkın zengin ve kapsamlı bir hayat tecrübesi derin iz koymuştur. Bu edebi miras tükenmez hazinedir: sözlü halk edebiyatının zenginliği felsefi düşünce ve eğitimci tefekkür sahibi olan Kazaklar`ın maişeti, geniş bakış açısı hakkında tam tasavvur yaratan öğretici deyimler, bilmeceler, atasözleri, ninniler, ağıtlar, alkış ve kargışlarla zengindir [3, Kazak halk poeziyası 1964]. Kazakların sözlü şiirsel yaratıcılığı kendisinde genelde Büyük Kır Kültürünü içererek halkın sosyal düşünce tarzını, göçebe patriarkal-feodal toplumu koşullarında sosyal, ev de dahil olmak üzere aile değerlerini temsil eder. Budeğerler ise yüzyıllardan atlayıp geçerek bugüne kadar gelip çıkabilmiştir.

Özellikle belirtmeliyiz ki, Kazak ailesinde hiç bir önemli olay, bir bayram, yahut şenlik asla türküsüz geçmemiştir. Tesadüfi değildir ki, Kazak deyimlerinin dahi bilicisi, ünlü coğrafyacı, etnograf ve folklörçü Grigori Potanin Kazak halk şiiri hakkında konuşurken hayranlıkla «Kazak gökyüzünün ne güzel okuduğunu» söylemiş, «bana öyle geliyor ki, tüm Kazak kırları türkü okuyor» [4, Belger 2003] demişti.

İşte öyle bu özelliklerine göre de Kazak halk şiiri farklı renkli biçimler almıştır. Kazakların maişeti ve gelenekleri daha çok ellikle bir yere toplaşılan törenlerde yaygın olarak kendi tezahürünü bulmuştur. Örneğin, tüm diğer Türkçe konuşan halklarda olduğu gibi, Kazaklar`ta düğün en unutulmaz geleneklerden biri olarak kabul edilir. Ta eski zamanlardan bu törenlerde «Toy (düğün)-bastar» türküsü okunuyordu ki, bu da düğünün başlandığını bildirirdi. Gelinin bey evine gönderildiği zaman ise yeni nikah bağlayan kız ve erkek tarafından, herkes kendi takımı ile — vardiya eşliğinde, koro halinde okunan «Jar-jar» («Yar-yar» — A.Ş.) türküsünü okurdu. Baba ocağıyla vidalaşma anını belirten «Sınsu» adlı diğer düğün türküsü auldan çıkma sürecinde gelin tarafından okunuyordu. Beyin aulunda türkücü gelini yeni akrabaları ile tanıştırmak için bir sonraki düğün türküsü olan Betaşar`ı okurdu. Burada gelinin beye, hem de beyin akrabalarına ve büyüklere mutlaka itaat etmesi tebliğ olunurdu. Her bir konuğu kendi şiirlerinde öven “Betaşar” türkücüsü gelini beyin şerefine akrabaların önünde baş eğmeye, onlara asıl geline yakışan tarzda saygılı olmaya çağırıyordu.

“Joktay” rahmete gitmiş, dünyasını değişmiş insan hakkında şiirsel şekilde, kendine özgü ahenkle okunan vida sözleridir (ağıttır). Mevcut geleneğe göre, ağıtı rahmete gidenin ölümü sırasında, ce-naze günü ve vefatının 7. ve 40. günlerinde, ayrıca 1 ve 4 yıllığında seslendirerdiler.

Kazak masallarında bazı Türk dilli halkların — aynı zamanda Azerbaycanlılar`ın efsanevi sanatında olduğu gibi, genelde tekköz dev yaratık, yedibaşlı ejderha, aynı şekilde insanları diri diri yutan yamyam karı, kadın şeklinde olup insanları metal pençeleri ile öldüren bir varlık olarak tarif edilen sık tırnak gibi sihirli karakterle-rden daha sık rastlanır. Onlar insanlara karşılarına çıkan engel olarak takdim olunarak şer güçleri temsil ederler. Şer güçlerle mücadelede insanlara taysoqar (dağları yerinden terpedib yol açan), koljutar (deryaları yutmak becerisi olan), sakkulak (uzak bölgelerden seda duyan), jelayaq (bir anda uzak mesafeler kat edebilen) gibi büyülü yaratıklar yardım ediyorlar ki, sonda da adalet, hakikat için mü-cadele veren kahraman kazanar. İnsanın arkadaşları ve yardımcıları rolünde doğaüstü beceri sahibi olan ev hayvanları da vardı. Uzun mesafeleri hızlı kaçabilen Ker-kula masal atı hatta konuşmayı bec-eriyordu. Bir çok masallarda ise koyun, keçi, deve, sığır gibi evcil hayvanlar da olumlu varlık olarak sunuluyor.

Kazak sözlü halk edebiyatında sihirli, keza hayvanlar hakkında masallarla birlikte, gerçek yaşamdan alınan, fantastik kahramanlar gibi sunulan olumlu masallar da yaygındır. Öyle ki, halk arasında büyük bir popülerlik kazanan “Ayaz biy” masalının kahramanı ken-di aklı, fedakarlığı ve onuru ile hanı ve vezirlerini hayretlendirmeyi başarır, sonda ise hükümdarlık kürsüsüne yükseliyor.

Tüm bunlar yüzyıllar boyunca sağlam zemin üstünde oluşmuş, halk hafızasında zaman zaman cilalanaraq oluşan Kazak folklörünün belirsiz yaratıcılarının çabalarının sonucudur. Bununla da sözlü halk deyimleri ağızdan ağıza geçerek kuşaklartan kuşaklara verilmiş, aşamalarla belirli değişikliğe uğramış ve nihayet bugünkü bitkin biçimini almıştır.

Esas gayesi halkın birliği ve dayanışması olan tüm vatansever motifli efsanelerin esas personajları batırların (kahramanlar) örneğinde tarif edilir. Koplandı-batır yabancı düşmanlara karşı savaşıp kendisini bütün Kıpçak tayfasının himayecisi olarak gösterir, Alpamış-batır memleketini harap koymuş Kalmık hanı ile savaşıyor. Bu kahramanların eşleri ise kendi kocaları ile birlikte yaşam acılarını beraber paylaşan, birlikte mücadele eden «Koplandı» destanındaki Kortva, Yer-Targın`taki Akjunus gibi kadınlar akıllı yardımcı, danışman olarak görev yaparlar. Ebedileşen edebi halk kahramanları akıl almaz zorluklara, mahrumiyetlere katlanarak sonunda galip gelirler.

Altını çizmek gerekiyor ki, bazı Kazak epik eserlerinin ana hatları diğer Türk halkları gibi Azerbaycan için de tipiktir. Örneğin, «Kitab-ı Dede Korkut» ve «Köroğlu» destanlarının Azerbaycan Türkleri, Anadolu Türkleri, Kazaklar, Karakalpaklar, Gagauzlar, Özbekler, Türkmenler ve diğer Türkçe konuşan halklar için ortak olduğu bu halkların yaşamı ve etnopsikolojisinin ve hayat felsefesinin de kimliğini kanıtlıyor. Tüm Türk halklarının ortak edebi abidesi olan «Kitab-ı Dede Korkut» destanında Korkut’un türkücü ozan, ilk efsuncu, türkülerin yaratıcısı olarak sunulmuş olması tipiktir. Böylece, «Kazak topraklarının coğrafi sınırlarında oluşmuş Korkut türküleri Azerbaycan toprağında Kitab-ı Dede Korkut`un oluşumu ile» [4] sona ermiştir. Diğer kaynaklarda da Türk dillerindeki eski «Korkıt-Ata» ve «Oğuzname» destanlarının Kazakistan topraklarında teşekkül bulması kaydedilir. Böylece, büyük bir coğrafi bölgede sözlü olarak yayılan «Korkıt-Ata» destanı «Dede Korkut Kitabı» adı altında yazıya alınmıştır. [5]

Destan türlerinden konuşurken «Kız-Jibek», «Kozı-Korpeş — Bayan-Slu» gibi lirik-epik eserlerden bahsetmek yerine düşüyor. Bu şiirler içeriğine, konusuna ve olayların gidişatına göre birbirine yakındır, onların özelliği için sosyal maişet hattı, muhabbet lirikası tipiktir. «Ayman-Şolpan» şiirinde ise o zamankı Kazak toplumunun yaşam ve maişetinin bütün tezahürleri hiçbir abartısız-filansız, gerçek şekilde kendi tasvirini buluyor. Lirik-epik şiir yazarları büyük sevgi ile kızın güzelliğini övür, çevre alemdekilerle onları karşılaştırır ve diyalog yaptırıyorlar. «Gamber ve Nazım» şiirinde kız «beyaz şahin», «sabah karı» olarak ifade edilir ki, bu da sevgi motiflerinin güçlenmesine yol açıyor.

Kazak masallarının, özellikle de genelde sinkretik forma taşıyan büyülü masalların konusu çokyönlüdür. Burada sihirli ifadelerle bir-likte kozmogonik, soysal, toponimik rivayet, örf ve efsanelere de rastlanmaktadır. Kazak masallarının popüler kahramanları olan Al-dar-Köse (“Aldar-Köse hakkında efsane”) yanı sıra Jirenşe ve akıllı karısı Karlıgaş (“Jirenşe” masalı) hazır cevap ve aynı zamnda şakacı olup kendi rakiplerini kolaylıkla yenirler. Genel olarak, Kazaklar`ın masalları gibi atasözleri, temsilleri, bilmeceleri, aforizmaları öğreti-ci olup büyük eğitici fonksiyona sahiptirler.

Şimdiye kadar da Rusça ve diğer dillere tam çevirisi yapılmayan «Kırık otirik» («Kırk rivayet») şiirsel efsanesi sözlü halk edebiyatının muhteşem abidesi olarak kabul edilir. Burada çocuk-çoban tüm testlerden galip çıkıyor ve akıllılığına göre, gerçek öyküye benzer 40 rivayet söylediğine göre ödüllendiriliyor.

Böylece, yukarıda belirtildiği gibi, çeşitli tarihsel dönemlerde Kazaklar`ın bakış açısı, hayır ve şerrin mücadelesi çoksaylı sihir-li ve maişet masallarında, hem de hayvanlar hakkında uydurulan masallarda kendi sanatsal yerini bulmuştur. Geçmişte Kazak sözlü halk edebiyatı genel olarak jırşı (konuşan), anşi (okuyan) ve akın-lar (aşık) aracılığıyla yayılarak popülerleşmişti. Bütün bir destanı doğaçlama yeteneğiyle ezbere söyleyen, bu zaman geleneksel halk türkülerini aynı anda birden fazla halk çalgı aletinde ustalıkla çala bilen kişi jırşı adlandırılıyordu. Murın-jırau (1860-1954) belelerin-den olup olağanüstü hafızaya, oyunculuk yeteneğine sahipti. Şu anda bu ünlü jırşının ses kaydı Kazakistan Bilimler Akademisi`nin Nadir arşivinde saklanır. O, XIV.-XVII. yüzyıllar halk sanatı abidesi olan “Kırk batır hakkında” bütün bir epik seri şiirinin tüm içeriğini ezbere söyler ve duygusal şekilde okurdu.Halk sanatı bazında türkücülük sanatının zirvesini fethetmiş kişi anşi olarak adlandırılıyordu. Birjan-sala (1834-1897), Akan-Sere (1843-1906), Baluan-şolak, Madi, İbray ve başkaları onların sırasında idi. Görkemli Kazak şarkıcısı Amre Kaşaybayeve Paris’te (1925) ve Frankfurt am Main`da (1927) düzenlenen sergilerde dom-branın eşliğinde bile zor, karmaşık doğal yaratıcılık ve yüksek pro-fesyonellik mahareti gerektiren “Agaş ayak”, “Jalgız arşa”, “Smet”, “Uş dos” gibi türküleri okumak nasip olmuştur.

Akın güçlü doğaçlama yeteneğine sahip olan kişidir. Halk şiiri tutkunlarının büyük çoğunluğunun toplaşdığı, türkücülerin — akın-ların kendi şiirsel deyişlerini sergiledikleri aytıslar (şiir yarışması deyişler) her zaman büyük popülerliğe sahip olup. Aytıs türünde kendi bilgi ve becerisini doğaçlama olarak ortaya koyan akın rakip tarafın temsilcileri önünde temsil ettiği grubun neslini, bu neslin takipçilerini överdi. O birisi de kendi grubundakilerin şeref ve hay-siyetini, cömert ve yürekli olmalarını örnek vererek övünürdü. Son-da ise şiir yarışmasından galip çıkana ödül verilirdi.

Genel olarak, aytıs Kazak, Karakalpak, Kırgız, Karaçay, Malkar, Noğay şiirinde akınların türkü yarışı, emprovizasyonlu şiirsel deyişi olmak üzere halk şiirinin geleneksel ve yaygın for-malarındandır. Aytıs tüm özellikleri ile Azerbaycan ve Anadolu Türk aşıklarının ve Türkmen bakışlarının deyişlerini hatırlatır. Yeri gelmişken belirtelim ki, bu tür türkü yarışları dünya halklarının çoğunluğunun kültürel-manevi geleneklerinde yer almıştır. Örneğin, Araplar`da bu tip şarkılar “mugallekat”olarak adlandırılır. Hindistan ve İran’da ise bu tip şarkılar, bugün de okunur. Kuzey Fransa’da bile şarkı yarışmalarında trubadur, Orta Avrupa’da — meysferzingerler, İskandinav ülkelerinde edda sanatçıları, İngiltere’de — menestreller, Eski Rusya’da ise skomorohlar bu sanatı yaşadırdılar” [6]. Kazak folklöründe aytısın kökleri çok eski dönemlere dayanıyor.

Jambıl Jabayev (1846-1945) ünlü akın gibi büyük ün kazanmıştı. Kempirbay, Kekminbay, Şoje, Maykot ve başkalarının da ustalığı halk arasında iyi biliniyordu. XIX. yüzyılın 60-80. yıllarında aytıs yarışlarında akın-kızlar da kendi yeteneklerini gösterirdiler. Onların sırasında Rıscan, Manat, Günbala, Tebiye ve diğerleri ünlü olmuşlardır. Yetenekli akınlar sadece türkü-müzik eserleri yaratıyor, ayrıca destan, türkü, efsane bilicileri gibi halkın sevimlisine çevrilmişdiler.

Kazakistan’da halk sanatı örneklerinin toplanması ve çalışma işi XIX. yüzyılın ortalarından eğitimin gelişim tarihi ile ilgilidir. Eğitimci-demokratlar Çokan Velihanov (1837-1865) ve İbray Altınsarin (1841-1889) Kazak folklörünün bazı örneklerinin öğrenilmesi ile ilgili olarak onun demokratik ve sinkretik karakterini belirlemekte, ulusal tarihle bağlantılı şekilde analiz etmeğe çalışmışlardır. Bu ünlü eğitimci-demokratların faaliyetleri bugün de Kazak edebiyatının araştırmacıları tarafından şükranla anılır.

Bilimsel literatürde Kazak folklörünün «kendi yaratılış ve oluşumunda sözlü şiirsel edebiyat ve Türk yazılı abidelerinin geleneklerine dayandığı» [7, Tagisoy 2013: 14] kaydedilir. Böyle muhteşem anıtlardan biri Kaşgarlı Mahmud’un üç ciltlik «Divan-ı Lügat-it Türk» eseridir ki, burada da Türk-Uygurlar`ın mükemmel dil bilgisi yer alır. Ayrıca, eski Türk kabilelerinin, Kazaklar`ın seleflerinin folklör örnekleri hem de Kıpçak (Kuman) abidesi olan Kodeks Kumanikus`ta yaşıyor.

Bugün zengin Kazak folklörünün toplanmasına, muhafazasına büyük önem verilmektedir, bu konuda yapılan çalışmalarda bu alanda uzmanlaşmış yerli ve yabancı bilim adamları çalışırlar.

Genel olarak Kazak folklörü içerik ve biçim itibariyle, bir takım ortak düşünce tarzı, benzer kompozisyon ve süjetleri ile diğer Türkçe konuşan halkların zengin sözlü halk edebiyatının bir parçası olarak değerlendirilmeli ve incelenmelidir.

Добавить комментарий

Ваш адрес email не будет опубликован. Обязательные поля помечены *