ALİ ŞİR NEVAÎ’NİN EMİR TİMUR HAKKINDA DEDİKLERİ

Recebova Burabiye *

Bağımsızlık yıllarında Ali Şir Nevaî ve onun faaliyeti, Özbe-kistan devlet başkanı İslam Kerimov’un sözleriyle mümtaz sima [Kerimov 2008: 45] olan Emir Timur ve Timurluların edebiyat, sa-nat, kültür ve ilme sağladıkları destek üzerine gerçekleştirilen ilk çalışmalardan biri, ünlü Nevaîşinas Abdukadir Hayitmetov’un Ti-murlular Dönemi Özbek Edebiyatı [Hayitmetov 1996: 160] adlı ese-ridir. Daha sonra ünlü yazar ve edebiyatçı olan Pirimkul Kadirov’un Dil ve Halk: Timurlular Dönemi Klâsik Edebi Dilimiz Meseleleri [Kadirov 2005: 245] adlı çalışması yayımlandı. Bunlardan sonra da Timurlularla ilgili bazı araştırmalar gerçekleştirildi [İrgaşev 2011; Açilov 2013; Asadov 2013; Devletov 2013; Hakkul 2015].

Timurlular döneminde yetişmiş, yüksek yetenek sahibi sanatçı-lardan biri de Ali Şir Nevaî’dir. Ali Şir Nevaî Hamsa (1483–1485), Tarihi Mülkü Acem (1488), Mecalisu-n Nefais (1490–1491), Nesa-yimu-l Muhabbet (1495–1496), Sakînâme, Muhakemetu-l Lûgatayn (1499), Münşeat (1498–1499), Haleti Pehlivan Muhammed gibi on-dan fazla seçkin eserlerinde Amir Timur’un kişiliği, faaliyeti, özel-likleri hakkında bölüm, fırka, beyit şeklinde bilgiler sunmuştur ki onları bir araya getirip sembolik olarak Nevaî Timurnâme’si diye-biliriz.

Nevaî’nin miras bıraktığı bu bilgileri üç ayrı gurupta topladık. İlki, onun Amir Timur’u herhangi bir poetik imasız Sahipkıran, hü-kümdar, şahi kâmuran, cihan hanı, dört ulus hanı, bey, şahı islampa-nah gibi sıfatlarla andığı tasvirlerdir. İkincisi, Amir Timur’u Timur-luları anlatan bölüm ya da açıklamalarda telmih veya mecazı mürsel sanatları vasıtasıyla andığı tasvirlerdir. Nevaî, Hamsa’nın Hüseyin Baykara, Bediüzzaman Mirza, Şah Garip Mirza, Muzaffer Hüseyin Mirza’ya ayrılan bölümlerinde özellikle bu geleneksel üslubu kul-lanmıştır. Bu durum hocamız A.Hayitmetov’un: “Burada Nevaî’nin fikirlerine müteakiben Timur’un etkisinin sadece Sultan Baykara’ya değil, diğer Timurlular’a da vaktiyle yansıdığını söyleyebiliriz [Ha-yitmetov 1996: 15] fikri aklımıza gelir.

Üçüncüsü, Nevaî’nin fikrinin ispatı için kullandığı diğer sanat-çıların Timurlular’a ait bakışlarının sunulduğu bilgilerdir. Bunun en güzel örneği de Haleti Pehlivan Muhammed eseridir. Eserde şair ho-casının müzik bilimine ait fikirlerini derinlemesine değerlendirirken klâsik müzik yollarında biri olan “seydi gazal” üzerinde durur ve onun bozgüy (nakarat)de kullanılan Farsça beyitte Sultan Hüseyin Baykara’nın dördüncü kuşaktan atasına kadar andığını bildirerek onu över: “…insan âleminde bu iki beyittek az aytibdurki, memdu-hun (metheden – B.R.) törtinçi atasiğaça zikredilmiştir:

Sultan Hüseyin husrevi gazi, ki misli o Hergiz nebuda der sedefi ruzgâr dur. Şah ast şehriyar peder ber peder ki hast

Mensur Baykarayi Ömerşeyhi bin Timur” [Ali Şir Nevaî 1991:
107].

Anlamı: “Sultan Hüseyin, muzaffer bir padişahtır. Âlem sedefi onun kadar inciyi hiç görmemiştir. Mensur Baykara Ömer Şeyh bin Timur’a kadar olan ataları gibi o da padişahların padişahıdır.”
Nevaî’nin Amir Timur’a ait sözlerini inceleyelim.

1. Nevaî Hayretu-l Abrar’ın üç yerinde ol zatı şerifi anar. İlki, Hüseyin Baykara’nın anlatıldığı geleneksel bölümdür. Bölümde “Yedi atasına kadar han gelip” mısrasıyla Amir Timur’a ima etmiş-tir. İkincisi, eserin vefa hakkındaki bölümünden yer alan bir hikâ-yede Dört usul hanı Timur Köregan, bey, şah sıfatlarıyla beş yerde anar. Ayrıca Nevaî, “Vefa ve affetmek, adaletli padişahların âdeti ve yoludur” şeklindeki hikmeti hatırlatarak affetmek, vefa gibi özellik-lerin herkeste, özellikle de Timurlu şehzadelerde olması gerektiğini vurgulamıştır [Recebova 2002: 12-18]. Üçüncüsü, eserin on dördün-cü makalesinde telmih sanatı vasıtasıyla 13 “dadgeru mülk”, yani padişahı adlarıyla anar. Onlar için “Dadgeru mülk — panah irdiler” der ve onların bu fani dünyadan “hali ilik bilen kitti”, “Körki kayan bardi?” şeklindeki felsefî-didaktik fikrini ileri sürer. Şiir şeklindeki eserin sonunda şair fikirlerini Cengiz Han ve Emir Timur isimleriyle tamamlar ve Amir Timur’u “cihan hanı Timur Köregan” sıfatlarıyla tanıtır:
Kani cihandevari Cengizhan?

Kanş cihan hanı Timur Köregan? [Ali Şir Nevaî 1991: 253] Nevaî “Birge vefa eylemedi çerhi dün” şeklindeki fikrinden tatmin olmamış olacak ki bir sonraki bölümde fikirlerine devam ede-rek İskender’in vasiyetinde bildirilen “hali ilik” yardımıyla güzel bir özetleme yapar:
Kimki cihan mülki hevesdur ange,
İşbu ilik tecrübe besdur ange. [Ali Şir Nevaî 1991: 256]
Ferhad ve Şirin destanının Sultan Hüseyin Baykara’nın oğlu Ebu-l Fevaris Şahgarip Mirza’ya ait bölümünde şehzadeyi methet-mekle birlikte onu uyanık ve dikkatli olmaya çağıran şahbeytini ya-zar:

Erürsen şah – eger agahsen sen,
Eger agahsen – şahsen sen [Ali Şir Nevaî 1991: 8 cilt. 462]. İlmi derin istek ve hevesle öğrenmeye çağırırken Mirza Uluğ-
bey’i örnek gösterir ve onun dünya ilmine, uygarlığına katkılarını iftiharla şehzadeye hatırlatır. Ayrıca şair “Timurhan neslidin” diye-rek bilge padişah Uluğbey’in Timurlu olduğuna, onun ilim hami-si olarak gözlemevi yaptırdığını, uzay cisimlerini öğrenerek 1018 yıldızı inceleyen Zici Köreganî bilimsel eserini yazdığına işaret eder. Nevaî’nin Mirza Uluğbey için “Timurhan neslidin” (burada evladıdin kelimesi yerine neslidin kelimesi doğru kullanılmıştır – B.R.) demesinin iki sebebi vardır. İlk sebep, Nevaî bu sözlerle önce Timur’a olan saygısını bildirmektedir. İkincisi, bu sözlerde Mirza Uluğbey’in Amir Timur’un çok sevdiği torunu olduğuna dair işaret de vardır. Nizamiddin Şamî ve Şerefiddin Ali Yezdîlerin kayıtları-na göre Saray Mülk Hanım’dan Mirza Uluğbey’in doğduğu haberi getirildiğinde buna çok sevinen Emir Timur Mardin kalesi halkına merhamet edip ablukayı durdurur [Nizamiddin Şamî 1996: 199; Şe-refiddin Ali Yezdî 1997: 165-166]. Diğer bir önemli kaynakta kay-dedildiğine göre Emir Timur babasının şerefini onun adını torununa verir ve ona Muhammed Tarağay der. Nevaî Hazretleri bu tarihî bil-gilere de işaret etmektedir.

Bölümün sonunda şehzadeye “Kadimî kulluğum hakkını yâd et!” şeklindeki sözüyle şairin Emir Timur ve Timurlular’a karşı sonsuz saygısı ifade edilmiştir. Şairin öğütleri daima şehzadelerin yararına olmuştur.

Nevaî Leyla ve Mecnun’un VII.bölümünde Sultan Hüseyin Baykara şahsına övgüler yağdırır, onu yükseklere çıkarır. Onun pa-dişahların evladı olduğunu vurgulamak için “zatı pak” ifadesini kul-lanır. Onun taç ve tahta lâyık biri olduğuna işaret ederek şöyle yazar:

Âlem üze şah zatı paki,
Derviş zamiri derdnaki [Ali Şir Nevaî 1992: 40].
Sab’ei Seyyar’ın IX.bölümüde Hüseyin Baykara için “hem ata hanu, hem ange ana han” diyerek, onun baba tarafından Amir Timur’un oğlu Ömer Şeyh Mirza’ya, ana tarafından da Amir Ti-mur’un diğer oğlu Miranşah Mirza’ya bağlandığını, yani her iki taraftan Timurlu olduğuna kaydeder; Babür Mirza’nın sözleriyle “kerimu-t tarafayn”, “asil padişah” [Babur 2002: 128] olduğunu vurgular. Han kelimesinin kullanımında şair maharet sergilemiştir. İlk önce metinde üç defa han kelimesi kullanılarak tekrir sanatı orta-ya çıkarılmıştır. İkincisi, han kelimesini redif olarak kullanılmıştır:

Hem ata hanu hem ange ana han,
Yok cihanda aning kibi yine han [Ali Şir Nevaî 1992, cilt 10:
60].
Kısacası, Nevaî’nin diğer şiirlerinde de “han bin han nesebing” [Ali Şir Nevaî 1998: 172] gibi ifadeleri sık sık kullandığını görebi-liriz.

Sedi İskenderî destanının Hüseyin Baykara’ya ait IX.bölü-münde onun Timurlulardan olduğu “afak ara zibu zeyn”, “bin hanı” gibi sıfatlarla bildirilir. O, bütün padişahlar arasında en üstünüdür. O, şeriatı üstün kılan Ebu-l Gazî’dir. Onun hayatta olması dünyanın süsüdür. O, ulus hanı, han oğlu Sultan Hüseyin Baykara’dır. Nevaî farklı sıfatlarla onun Timurlu bir padişah olduğunu bildirir:

Bari şahlarning serefrazı ol, Şahi şer’ayin Ebulgazi ol. Vücududin afak ara zibu zeyn,

Ulus han bin hanı Sultan Hüseyin [Ali Şir Nevaî 1993: 65]. Sedi İskenderî destanının Х.bölümü Sultan Bediüzzaman Mirza’nın methine aittir. “Melaik sıfat pak zating sening” övgüsünde “pak zating” derken onun asil Timurlu şehzade olduğunu vurgular.

Nevaî Tarihi Mülkü Acem eserini düz yazı şeklinde yazmış ise de eserin sonuç kısmı şiirdir, yani mesnevî şeklinde yazılmıştır. Bu bölümde şair yazar: “Eğer Allah’ım ömrümü ziyade etse, ömrüm bana vefa kılsa, sıradaki işim onun (Hüseyin Baykara’nın – B.R.) güzelliklerle dolu anlamlı hayatını ilginç ve derin anlamlı kelimeler yardımıyla beyan ederek onu yeni nesillere ulaştıracağım”:

Vale azmim indi budurkim, Huday Eger bolsa ömrümğe mühletfizay, Çekib türfe tarihingğe hameni,

Kılıb nüktege tez hengâmeni [Ali Şir Nevaî 2000: 256].
demiş ve Hüseyin Baykara’nın tarihi hakkında bir eser yazacağı haberini vermiştir. Dizelerde “Berib zikr abavu ecdat ahne” sözle-ri dikkat çekicidir. Bu sözlerle onun ataları hakkında, özellikle de Emir Timur üzerinde ayrıca duracağını kaydetmiştir. Demek ki Ne-vaî, Hüseyin Baykara tarihinin belli bir kısmını âlemdar olan Amir Timur’a ayıracağını kesin olarak kaydetmektedir. Tarihi Mülkü Acem ve Tarihi Enbiya ve Hükema gibi tarihî eserler örneğinde Ali Şir Nevaî’nin tarih hakkındaki ilmini değerlendirebiliriz. Şehzade-lere ve gelecek nesillere öğüt şeklinde yazdığı yazılarında Nevaî on-ları tarihi öğrenmeye, tarihten ders çıkarmaya çağırır. Bütün bunlar, Nevaî’nin Timurlular tarihi uzmanı diyebilmemiz için yeterli olur.

Ali Şir Nevaî Mecalisu-n Nefais eserinin yedinci bölümü-nün tamamını Amir Timur’a ayırmış, gerçi şiir yazmamış ise de onu diğer sanatçıların şiir ve beyitlerini yerinde kullanabildiğini esas alarak onu sanatçı Timurlular arasında kaydetmiştir. A.Hayit-metov’un “Aningdek bir beyit okuğani ming beyit aytqança bar…” [Hayitmetov 1996: 13-19] adlı makalesinden esinlenerek bu sözleri makalelerimizde analiz etmeye çalışmışızdır [Recebova 2015: 49-50]. Ama daha sonraki araştırmalardan anlaşılmaktadır ki bazı tarihî kaynaklar, örneğin tarihçi Muiniddin Natanzî’ye dayanarak söz ko-nusu bölümde Ali Şir Nevaî tarafından sunulan bilgiyi tarihi gerçek diyebiliriz: “Sainkale menzilige kelib tüşgende, hoşkamet amirzade Miranşah şunday bir haletde istikbalga çıkdıki, uni aldinden taniy-digenler unge karab öz közlerige işanişmesdi. Sultan Sahipkıran uni şu kadar harab ve tüşkün ahvalde körib, hasret kolini başige urib, teessuf köz yaşlarını tökdi. Amma ihtiyar cilavi koliden kitgeni uçun çare tapalmadi” [Natanzi 2011: 166].

Nevaî, Nesayimu-l Muhabbet tezkiresinde Amir Timur’u üç yerde Timurbek adıyla anar. Bu konuyu ayrı bir makalede inceleye-ceğiz [Recebova 2015: 5-10]. Ali Şir Nevaî’nin Fevaidu-l Kibar divanından yer alan Sakînâme eserinin I.bölümünde Amir Timur’u islampanah şah, yani şah gazi olarak anar ve onun “din ve maneviyatın gelişmesinde bü-yük katkı sağladığını [Kerimov 2008: 45] vurgular:

Kani Timur – şahi islampanah
Ki, cihan aldi çekib hayli sipah [Ali Şir Nevaî 1990: 472]. Söz konusu beyit, Nevaî’nin Hayretu-l Abrar’ın XIV.makale-
sinde sunulan onu aşkın padişahın zikri ve ileri srülen sosyal fikirle-rin devamı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü söz konusu bölümde on üç padişahı ayrı ayrı anarken dünyanın geçici ve onun hem şah hem geda için aynı olduğunu bildirmek için “Kim, ne şah kalğusi baki, ne geda” diyerek vurgular. Sultan Hüseyin Baykara’yı devleti adalet ve ihsanla yönetmeye çağırır. Sakînâme’nin XVII.bölümünde gizli telmih sanatını kullanarak Amir Timur’u Köregan tahtı, Köregan ik-bali şeklindeki ifadelerle Köregan sıfatıyla hatırlar:
Anglading şahlığ ahvalini hem,
Köregan tahtiyu ikbalini hem [Ali Şir Nevaî 1990: 483].
Ali Şir Nevaî Muhakemetu-l Lûgatayn eserinde Amir Ti-mur’u bir açıklamasında hatırlar. Farsça ve Türkçeyi birbiriyle kar-şılaştırırken Türkçenin (Özbekçenin) gelişmesinde padişah ve sa-natçıların yerinin ayrı olduğunu vurgular ve üç hükümdar dönemini örnek olarak gösterir. Emir Timur dönemi üzerinde dururken onu Köregan olarak hatırlar: “Ta mülk arab ve sart selatinidin türk han-larğa intikal tapti, Hulegu Han zamanidin Sultani sahibkıran Timur Köregan devraniğaça türk tili bile andak şiir peyda bolmadikim, ta-rif kılğuça eser zahir bolmiş bolğay. Ve selatindin hem andak nime menkul imeski, birav kaşide aytsa bolğay. Amma Sultan sahibkıran Timur Köregan zamanidin ferzendi halefi Şahruh Sultanning zama-nining ahirigeçe türk tili bile şuara peyda boldilar. Ve ol hazretning evlad ve ehfadidin hem huşteb’ salatine zuhurğe keldi: şuara Sek-kakî ve Haydar Harezmî ve Ataî ve Mukimî ve Yakinî ve Amirî ve Gedaîdekler” [Ali Şir Nevaî 2000: 35-36].

Münşeat eserinin 56.mektubunda Nevaî haddi dahilinde Küçüklerden itaat, büyüklerden inayet şeklindeki hikmeti unutan, padişah olan babasına itaatte, hizmette, hürmette kusur eden Be-diüzzaman Mirza’ya öğüt verir. Şehzadenin kalbini hidayet nurla-rıyla aydınlatmaya çalışır. Onu babasına karşı saygılı olmaya çağı-rır. Farklı konularda hikmetli tembihlerini beyan eder. Onun taç ve taht adabına zıt davranıp saygısızlık ettiğini, babasının adını nişanı tuğrasıdan (padişahın emirnâmelerine bastığı süslü bir mühür [Sem-siyev 1972: 619]) çıkardığını sertçe eleştirir. Buradan Nevaî’nin de geleceğine umutla baktığı şehzadenin bu hareketlerinden kırıldığını anlamak mümkündür. Pırımkul Kadirov söz konusu mektupta kulla-nılan kelime ve deyimler üzerinde dururken şöyle yazar: “Nevaî’nin baba ve oğulun böyle bir ilişkisinden son derece tedirgin olduğu onun kullandığı etkileyici kelime ve deyimlerden de anlaşılıyor” [Kadirov 2005: 158]. İnanılır kaynaklara göre daha sonra onun ba-şına talihsizlikler gelir.

Amir Timur, Hüseyin Baykara’nın dördüncü kuşaktan atası ol-masına rağmen cuma hutbelerinde (cuma ve bayram hutbelerinde hatip tarafından dinî ve dünyevî öğütler verilir, ülke padişahının ismi söylenirdi [Semsiyev 1972: 669]) Amir Timur’un adını okut-tuğunu hatırlatır ve metinde Sahipkıran’ı Timurbey, bey şeklinde iki defa anar. Bediüzzaman’ı da babasına karşı ihtiyatlı davranması konusunda uyarır. Nitekim: “Mirzağa Timurbek törtinçi nesebdur. Mirza hutbede bekning atiğe şerif ruhiğe mescidi cami’de her adine kuni dua kıldururlar. Bu işde Mirzağa hem duadin özge ne kelgey. Siz nişaningiz tuğrasidin Mirzaning mbarek atin çıkarursiz. Kerek Iraktin Mekke, belki Mağrib zeminğeçe alsangiz, bu vakia bolmasa irdi. Eger Mirzani zaif hayal kılıbsiz – Tengri taala kavidur. Ferzend kerek zaifliğide atasiğe hizmet mahallin taptım dib, cansiperlik kıl-sa” [Ali Şir Nevaî 1998: 185-186].

Vurgulanmalıdır ki Nevaî Mecalisu-n Nefais, Nasayimu-l Mu-habbet gibi tezkirelerinde tarihçi Şerefiddin Ali Yezdî hakkında [Re-cebova 2015: 19-26] ayrı bir fasılda bilgi sunar. Onun Emir Timur için yazdığı Zafernâme eserini Tarihi Enbiya ve Hükema, Münşeat, Hamsetu-l Mutaheyyirin gibi eserlerinde sık sık dile getirir. Bu da bir açıdan Amir Timur’a ait bir husustur. Ayrıca günümüz araştırma-cılarının bazı gerçekleri anlamasına, yanlışa gitmemesine yardımcı olur. Örneğin böyle bir hata yapan A.İbrahimov’u ünlü Nevaîşinas İ. Hakkul Özbek Tasavvuf Şiirinin Öğrenilişi Hakkında [Hakkul 2015: 27] adlı makalesinde haklı olarak eleştirir. Buna ek olarak İ.Hakkul Şerefiddin Ali Yezdî Zafernâme’sini bitirdiğinde (1424–1425 [Se-merkandi 2008: 467-473]) Abdurahman Camî (1414–1492) 12 ya-şındaki bir çocuk olduğunu, bir çocuğun Sahipkıran Amir Timur’un tarihini yazan muarrihe karşı lâf söyleyemediğini kaydetmiş olsaydı eleştiri tamamlanmış olurdu.

Nevaî sanatının sanatsal, tarihî ve eğitici yönünün önemi şairin eserleriyle okuyucuya zevk, güç, eğitim vermekle birlikte onu bir-çok tarihî şahsıyetlerle tanıştırır. Nevaî’nin Emir Timur şahsiyeti, hayat yolu ve özellikleri hakkındaki bilgilerini önemli edebî-tarihî hadise diyebiliriz. Bu bilgiler edebiyat ve tarih için çok önemli delillerdir.

Добавить комментарий

Ваш адрес email не будет опубликован. Обязательные поля помечены *